29 Ekim 2009 Perşembe

Yazacak cok sey var aslinda

Ama bendeniz hasta oldugumdan cokta yazamayacagim. Biraz iyileseyim hemen aklimdakileri paylasacagim sizinle. Öncelikle günün anlam ve önemi tabiiki... Kurtulus savasinda köylü kadinlar sirtlarinda mermi tasimislar, askerlere yardim etmisler. Hemde hic bir karsilik beklemeden! Memleket ne zaman bu hale geldi, kardes kardesi ne zaman aldatir, ar, namus, vatan sevgisinin önüne bas örtüsü gecer oldu??? Neden herkes dinine, kiyafetine ve yasam tarzina göre yargilanir oldu??? Buralara gelipte gören politikacilar neden buradaki yasam standartlarini memleketime layik görmüyorlar??? Neden hala acik rögar cukurlarina cocuklar düsüp ölüyorlar. Bu insanlarin kafasi calismiyormu yoksa bir tembellik, bosvermiscilik mi hakim? Bazen bu tip insanlarin Atatürk'ün yaninsa catisan silah arkadaslarinin, bu vatan ugruna sehit olanlarin torunlari olduklarina inanmak zor... Ne zaman acilacak insanlarin gözleri ve ne zaman dönecekler özlerine?? Ne zaman devlet merasimlerinde HERKES Istiklal Marsina eslik edecek (gerci Diyarbakir valisi bu sefer cok büyük bir büyüklük yapip eslik etmis devlet merasiminde söylenen Istiklal Marsi'na...)??? Bende yine bir dokun bin ah isit durumu söz konusu... Neyse fazla uzatmadan herkesin Cumhuriyet Bayrami kutlu olsun! Türkiye laiktir ve laik kalacaktir!!!

Araya hemen bir fotograf:) Leon Can efendi uyumadan önce ayak parmaklarinin arasini kontrol ediyor, ne varsa temizliyor. Bunu yaparkende kücük bir maymun gíbi görünüyor benim apti:)



Gelelim Yeliz'cigimin mimine, ben onunkini büyük bir merakla okudum:)



Bloguna neden bu ismi verdin?



Leon Can, Thomas ve benim aksimize masmavi gözlere sahip. Ona mavi boncuk nerede diye sorunca gözlerini gösteriyor. Bende madem Leon Can'in bu blog "Boncugum" olsun adi dedim. Enteresan bir hikayesi yok yani:)



Bloguna yazarken star tribiyle olmazsa olmaz dedigin seyler varmi?



Yok her halikarda yazabilirim.



En son satin aldigin garip sey nedir?



Neredeyse sadece Leon Can icin birseyler aldigimdan garip birsey pek aklima gelmedi.



Seker gibi oldugun anlar?



Leon Can hic beklemedigim birsey söyledigi zaman, örnegin bu gün almis demligi eline, "mama können wir cay kochen?" "anne cay yapabilirmiyiz" diye geldi mutfaga, güldürdü beni. Türkiye'de oldugumuz tüm zamanlarda. Pahali birseyi düsese getirip ucuza alirsam ve birde güzel birsey yiyorsam seker gibi olurum.



Arkadasim artik sormayin dedigin seyler?



Yok valla öyle birsey.



Aynaya bakinca gördügün?



Bazen yorgun bir anne:)



Kendini okutan blog dedigin?



Izledigim bütün bloglar, bana birseyler veren her blog.



Bu blog sahibi-sahibesiyle karsilasabilecegin yerler?



Oyun parklari, orman, dag, bayir:)



Bende bunlari okuyan ve bu sorulara henüz cevap vermemis arkadaslarimi mimliyorum:)

Sevgiler

26 Ekim 2009 Pazartesi

Korkunc pazar...

Cumartesi günü buraya yaklasik 1,5 saatlik uzaklikta oturan arkadasim Deniz'i ziyarete gittik. Cok güzel bir cumartesi gecirdik. Leon Can Deniz'in cüce tavsanlarini cok sevdi. Kafesin yanindan her gecisinde, "Guten Morgen (günaydin) Tavsan, hallo tavsan" deyip durdu. Onlari sevmek istedi, kulaklarindan cekip kafesten cikarmaya cikarmaya calisti falan cok komikti. En cokta tavsan onun itfayesini koklarkenki tepkisine güldük, iki metre öteden "i-ih i-ih weg, mein Auto" git benim arabam dedi durdu tavsana:)

Gecemiz kötü gecti, Leon Can birden bire öksürük krizlerine kapildi. Bütün gece kafasini boynuma yaslayip öksürdü:( Hem o hem ben hic uyumadik... Neyse pazar günü ciktik vakitlice yola. Bütün yol boyunca agladi arkada, bende önde öylece caresiz... Elimden hic birsey gelmedi... Karlsruhe'ye yaklasik yarim saatlik yolumuz kalmistiki Leon Can bogulurcasina öksürmeye basladi, ben panik tabi... Öksürürken bir yandanda kusmaya basladi ve birden nefes alamadi. Ben önde ciglik cigliga, Leon Can bana bak, Leon Can sakin ol annem... Otobanda bütün durabilecegimiz cepleride kacirdik bu arada. Gülümün dudaklari mosmaor oldu falan, düsünebiliyormusunuz halimi... Sonra bir ciglik atti ve nefes almaya basladi Allah'tan. Leon Can arkada neredeyse bogulurken, Thomas'i aradim bir panikle, ne yapabilecekse iste... Hemen hazirlan ben 20 dakikaya kadar evdeyim hastaneye gidiyoruz Leon Can ölüyor arkada diyebildim sadece... Ve telefonumun sarji bitti... Oda o panikle otoban polisini aramis millet yollara düsmüs beni ariyor otobanda. Ben 180'le geldim eve o panikle. Geldimki Thomas Roswitha'yla yola cikmaya hazirlaniyor. Otobanda kaza yaptik zannetmisler, kaza yerini buluruz herhalde diye cikacaklarmis yola. Ikiside iki gözü iki cesme...

Bir daha asla cikmayacagim galiba yanliz yola... Neticede Leon Can soguk alginligina yakalanmis. Bugün doktordaydik öksürük surubumuzu ve burun damlamizi aldik geldik. Kuzum yatiyor simdi öylece... Bende hala hastayim, yarin doktora gidecegim. Bu hafta izinliyim, süper dimi hasta hasta.

23 Ekim 2009 Cuma

Bubenspitzle (patates hamurundan makarna)


Dün ilk defa Bubenspitzle yapmayi denedim. Evde haslanmis patateslerim vardi, ne yapayim diye düsünürken aklima bu fikir geldi. Burada Noel pazarlarinda kocaman tavalarda pisiriyorlar bu makarna cesidini. Icine lahana tursusu koyuyorlar ince kiyilmis birde domuz salami tabiiki. Ama bence hem cok kötü kokuyor hemde sanki önceden yenmis gibi görünüyor... Bir arkadasimda tatli versiyonunu yemistim, pisen makarnalari tereyagli galeta unlu bir karisimda tekrar bir ceviriyor yerkende toz seker döküyor üstüne. Oda pek bana hitap etmedi. En sonunda kendi tarifimi buldum.


Türk usulü Bubenspitzle:)


4 adet orta boy patates
1 yumurta
alabildigi kadar un
tuz
200gr kadar kiyma
1 sogan
10 dis kadar sarmisak
1 kirmizi biber


Patates bir gün önceden haslanmis olursa daha iyi ama yoksa ayni gün haslayip sogumasinida bekleyebilirsiniz. Sonra kabuklarini soyup rendelediginiz patatese yumurta, un ve tuzunu koyup yogurmaya baslayin. Yapis yapis oluyor ilk etapta ama un koydukca hamur olmaya bbasliyor yavas yavas. Dikkat edin hammur kati olmayacak, yumusak bir hamur elde edin. Sonra minik parcalar koparip iki elinizin arasinda minik solucanlar yapin (baska nasil tarif edilirki?)Öncede kaynamis olan suyun altini biraz kisin, su kaynamaya devam etmesin ama cok sicak olsun. Yaptiginiz makarnalari yavasca birakin suya, su yüzüne cikinca alip bir süzgece koyun.


Makarnalar piserken bir tavada sogan, sarmisak, kirmizi biber ve kiymayi kavurun. Süzgecteki makarnalari tavaya alin güzelce kavurun, renkleri degissin biraz. Istege göre maydanoz, dereotu gibi otlarla süsleyebilirsiniz. Afiyet olsun...


Leon Can kendi tabagiyla dört tabak yedi. Bir tabak yaklasik 2-3 yemek kasigindan ibaret:) Cok sevdi kalaninida bu aksam yedi.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Haftasonu…

IMG_2982

…muz yorucu ama güzel gecti… Yine yeni bir pazartesiyi karsiladik. Sabah arabanin ön camindaki buzlari kazimak zorunda kaldik, -3 dereceyi gösteriyordu termometre. Allah’tan dün güzeldi hava. Tipik bir sonbahar günüydü, hafif serin ama yinede ilik. Ben Cuma gününden Leon Can’in cumartesi günkü partisine hazirliklara basladim. Pastasini, pogacasini yaptim. Pastasinin tabani cok güzel oldu bu sefer. Ben pek pasta falan yapamam o yüzden pastanin tabani korkutuyordu beni biraz. Thermomix diye bir aletim var, onunla hazirladim hamurunu, bisküvit hamuru deniyor burada. Herkes cok begendi:) Arasinada kendim süt, un ve sekerden bir puding hazirladim. Onu üce böldüm vanilya, cilek ve cikolatali üc cesit puding yaptim pastayi süslemek icin. Daha öncede yazdigim gibi tren yapmayi düsünüyordum dogumgünü pastasini.

IMG_3008

3 vagonlu bir tren cikti ortaya, hernekadar oldtimer bir Cadillac’a benzediysede, Leon Can görür görmez „Eisenbahn (tren), oleyyyy!!“ diye sevindi. En azindan o trene benzetti pastayi:) Cumartesi geldi arkadaslari, komsunun kizi Leyla ile pek anlasamiyor, birbirlerini yediler oyuncaklar icin. Sonra diger arkadasi Jochen geldi, onunla cok güzel oynadilar, ciglik ata ata oradan oraya kostular! Hediyelerine cok sevindi, en cokta Bosch Ixolino Workcase onu sevindirdi. Sanirim tam onun istedigi birseyi yakalamis olduk:) Bütün gün elinde akülü tornavida ile dolasti, eline gecen herseyi tamir etti. Adamlar nasil oyuncak yapmislar, akülü tornavida orjinalinin aynisi, ilk bakista sahici sanki. Aslinda biz tahta oyuncaklari daha cok seviyoruz ama bu seferkiler plastik. Birde büyük bir kutu Lego Duplo yu görünce „Turm bauen Papa, Turm bauen“ (kule yapalim baba) dedi durdu. Hatta bu sabah bile, sabahin köründe kule yapmaya heveslendi:) Su siralar kule yapmak ve eline gecen herseyi tamir etmek favorileri arasinda:) Pastasini begendi benim kuzu, himmm pasta güzel anne yapti dedi durdu!

Pazar günü ben cok kötü bir soguk alginligiyla uyandim:( Son iki günün yorgunlugu cikti galiba! Yinede ögleden sonra biraz dolasmaya ciktik, yakinimizdaki Rheinland-Pfalz eyaletine gittik. Malum yeni sarap ve kestane zamani, degerlendirmek lazim dedik ciktik yola. Eyalet yakin olmasina yakin ama yollar cok kalabalikti bayagi bir yol gittikten sonra Rhodt sehrine ulastik. Rhodt’a daha öncede gitmistik, anki Fransanin provins bir sehrinde hissediyor insan kendini. Cok güzel… Yolda yeni patates, bal kabagi, elma, armut, üzüm, kestane, ceviz satan standlari görüyorsunuz. Bizde firsati degerlendirip elmamizi, patatesimizi, kestanemizi aldik. Arabayi park edip sehirde bir tur attik. Simdi Straußwirtschaft zamani, insanlar evlerinin bir kismini yemek yenilecek bir yere dönüstürüyorlar, yeni sarap ve soganli tart ikram ediliyor cogunlukla. Birde sarap üreticileri herkese aciyorlar kapilarini, ürettikleri saraplari marketlerde bulamiyorsunuz sadece direk üreticisinden almak mümkün.IMG_3044

Dün böyle bir yeri ziyaret ettik, megersem tamda sarap deneme saatine tesadüf(!) etmisiz:) Junior sarap üreticisi, gencecik cocuk, biryandan bardaklarimizi doldurdu biryandanda anlatti bize saraplarin hikayesini. Thomas araba kullandigindan ben kendimi feda ettim:) 5-6 cesit sarap denedikten sonra, sarhos olmadan(!) 3 cesitte karar kildik ve 4 sise aldik. Pinot noir, Alter Vertrag, Sankt Laurent, hepsi kirmizi ve dry. Ben cok seviyorum böyle yerleri, samimi buluyorum. Sarap denemesinin ardindan bende gripten eser kalmadi tabii:) Ah birde yeni sarabi unutmamak lazim. Ben ilk defa burada görmüstüm böyle birsey, bag bozumunun ardindan üzüm suyunun mayalanmis ilk halini „Neuer Wein = Yeni sarap“ diye satiyorlar. Inanilmaz tatli, üzüm suyu gibi ama hafif alkollü. Mamalarimizida aldik ve tuttuk evimizin yolunu. Aksam Cumartesi misafirler icin yaptigim ama cikarmayi unuttugum köftelerimizi yedik, Leon Can tam alti tane köfte yedi! Patlamasindan korktum:) Leon Can’i yikayip yatirdiktan sonra, Thomas’la oturup neredeyse bir kilo kestane yedik:)

Güzel bir haftasonu gecirdik anlayacaginiz.

Kisacikta Leon Can’in neler yaptigindan bahsedeyim. Sayi saymayi ögrendi. Almanca 8 e kadar, Türkce 5 e kadar sayiyor. Gecmis zamanli cümleler kuruyor. Adini soyadini ve nerede oturdugunu (sadece semti) söylüyor. Ögrettim her ihtimale karsi… Onun disinda herseyi kendim yapayim istiyor, „Nein = Hayir“ en sevdigi kelime. Ne zaman yerden bir sey almak icin dizlerimin üzerine cöksem hoop atliyor sirtima, kahkahalar esliginde bogusmak istiyor benimle. Araba arkamda oturup yavas sür anne diyor:) Dün sabah saglik acisindan pek keyfim olmadigindan kahvaltidan ekmegimi bitirmeden alktim, bir baktim gelmis pesimden anne ekmegini ye diye. Ben ona diyorum ya, hemen oda bana aynisini söylüyor:) Iyiki varsin Leon Can, hayat ne kadar bosmus eskiden…

Sevgiler iyi haftalar…

15 Ekim 2009 Perşembe

Müzik kursu, dogum günü, vs. vs. vs....

Bugün nedendir bilinmez pek yogun degil isimJ Bende birkac birseyler yazayim istedim. Dün aile-cocuk-ritm kursumuzdaydik ilk defa. Leon Can ilk etapta girmek istemedi iceri, girincede dibimden ayrilmadi. Cok utandi, cok yabanciladi insanlari. Girer girmez, yerimize oturur oturmaz dakika bir gol bir olayi yasandi. Yerlere minik minderler koymuslar, oturduk bizde üzerine, Thomas’ta karsimizda bir sandalyeye oturdukii fotograf cekebilsin. Leon Can’in ilk müzik kursunu fotograflamazsak olmazdi degilmi. Neyse daha iki fotograf cekmistiki, ögretmen hanim Thomas’i resmen azarladi! Yok efendim digger annelere sormusmu, bakalim onlar fotgraflarinin cekilmesini istiyorlarmi, vs. vs… Öyle aklina esen burada fotograf cekemezmis falan filan! Ögretmen böyle deyince yaklasik 100kg lik bir anne atladi hemen, yok efendim ben istemem! Ne cocugumu ne beni cekmeyin falan filan !! Paris Hilton bana sanki kadin! Ben bir gerildim, toplulugun önünde herkes bize bakiyo falan, zaten oda kücücük herkes bir sekilde duydu olayi! Thomas aslinda onlari cekmedigini, sadece Leon Can’in fotografini cektigini söyledi, kadin Thomas’in yüzüne bile bakmadan, ben sizinle konusmuyorum, ögretmene cevap verdim demezmi. Kalk kafasina gecir makinanin zoomunu dedi seytan ya, dinlemedim ben yinede!!

Allahim yarabbim ya havle vela kuvvet seklinde aldik teflerimizi elimize. Seni fotograflamak icin cooook genis acili bir zoom gerekir demek istemis Thomas ama son anda tutmus kendini! Hahaha keske deseymis! Seni cekipte ne yapsin adam. Ögretmende böyle cikismak yerine dogru düzgün sorabilirdi bence, sadece Leon Can’i cekmek istedigimizi söylerdik bizde insan gibi! Tamam Thomas’ta sorsa iyi olurdu ama, unutmus olabilir, kimsenin kimseye böyle davranmaya hakki yok bence! Tölerans, hosgörü, tölerans, hosgörü…..

Birde son zamanlarda basindan ne kadar takip ettiniz bilmiyorum ama burada son günlerde Bundesbank’in (ex) sefi Thilo Sarrazin isimli sahistan yabancilarla ilgili cesitli demecler okuyoruz. Bu sahis, kisacasi Türk’lerin 90% nin bu ülkede asalak gibi yasadigini ve basörtülü ufak kizlar üretmekten baska bir ise yaramadaklarini, ne integre olmaya istekli nede buna yetenekli olduklarini belirtti. Kisacasi kafalari basmiyor dedi adam! Neticede her bir sepet yumurtanin icinde cürükler cikabilir ama bu sepetteki yumurtalarin hepsinin kötü oldugunu göstermez! Ben böyle durumlardan cok etkileniyorum cünkü Türk’üm, Atatürk gibi devin torunuyum, takipcisiyim ve bundanda gurur duyuyorum! Ama sen evde basörtü takiyorsunda burada özgürsün dedilermi cildiriyorum, burada herkese kendinizi anlatmak kanitlamak zorundasiniz. Cikamiyorum isin icinden, kendimi izole etmekte istemiyorum ama gitgide durum bu hale dönüsüyor dogrusu…

Ben aslinda Leon Can’i anlatacaktim. Pazartesi ayin 12. dogumgünüydü. Elinde gitari iyiki dogdun Lion Can, iyiki dogdun Lion Can diye gezdi durdu bütün ögleden sonra. Degisik birseyler oldugunu anladi. Pazartesi cok birsey yapmadik, bir arkadasimiz bizi ziyarete geldi, onun kiziyla kudurdu Leon CanJ Esas Cumartesi kutlayacagiz dogumgününü. Hediyelerimizide o zaman verecegiz. Kücük bir alet edevat cantasiyla Lego Duplo alacak oglum bizden hediye. Arkadasi Jochen’i davet ettik dogumgününe, davetiyeyi ben yaptim, güzel oldu, koyarim sonra fotografini. Tren seklinde bir pasta yapmayi planliyorum, bakalim becerebilirsek. Rosi teyzesi yardim edecekti bana ama hasta simdi, bakalim yardim edemezse tek basima yapacagim projemiJ Sebzeli makarna salatasi, aksam yemeginede salatanin yanina köfte düsünüyorum, bakalim hangisini yetistirebilicem. Yelizcim senin icin hepsinin bir güzel fotografini cekicemJ Yeni makinam super fotograf cekiyoda söylemesi ayipJ

11 Ekim 2009 Pazar

Dogum günün kutlu olsun kurabiyem:)

Leon Can’in yarin dogum günü:) Benim minik kurabiye iki yasini bitirip üce girecek hayirlisiyla. Zaman ne kadar cabuk geciyor. Cocuklarimiza bakinca anliyoruz günlerin birbirini nasil kovaladigini degilmi…

Yukaridaki fotograf dogumdan yarim saat sonra falan ebe Agnes tarafindan cekilmisti, simdiki haliyle hic mi hic alakasi yok:) Leon Can 4030gr dogmustu, 53 cm di ve 36 cm kafasinin cevresiydi. Ah Thomas suna bak minicik dedigimde ebe, neresi minik rahat 4 kilosu var demisti tartmadan önce, dedigi dogru cikti:)


Simdiye kadar hic anlatmadim nasil dogdugunu Leon Can'in, yarinki dogum gününe özel anayim bir o günleri… Doktorum aslinda 8 Ekim’e gün verdigi icin annem erken gelmisti Türkiye’den. Hepimiz bekliyorduk ne zaman gelecek minis diye. Insan ilk dogum olmasindan ötürü hic bir tecrübeside olmayinca bilemiyor ne ne zaman baslayacak. O kadarda kursa gitmistik oysaki:)


10 Ekim’de benim sancilarim biraz baslamisti sanki, otururken falan rahatsiz oluyordum, hadi bir hastaneye gidip gelelim dedik. Gittik vede geri döndük tabiiki, sancilar kandirmis beni. 11’inde de yine öyle sancilarla gittik hastaneye, evde gelen sancilar, CTG’ye baglaninca yok oluyorlardi. Heyecandan herhalde deyip yine döndük evimize ama 11’nin gecesi Thomas’la hic uyumadik, sabaha kadar sancilar gelip gelip gittiler. En sonunda sabaha karsi 10 dakikada bir gelmeye baslayinca koyulduk yine yola. Ramazan bayraminin ilk günüydü 12’si ve biz sabah 7.00’da hastanedeydik. Iki büklüm vaziyette caldik dogumhanenin kapasini, ebe Adelheid acti kapiyi. Adelheid denince aklima hep Heidi’nin gicik mürebbiyesi gelir aklima, öylede biri varmi o cizgifilmde onuda bilmiyorum ama ebe tip itibariylada aynen öyleydi:) Velhasil bizi iceri almadi, icerisi dolu seninde vaktin var daha zaten dedi. Ben bi sinirle disarida oturmaya basladim, Thoma annem ne yaptilarsa sakinlestiremediler beni gicik olmustum bi kere! Neyse arada yaklasik bi yarim saat gectikten sonra tekrar caldik kapiyi, bu sefer aldi bizi Adelheid teyze iceri, bagladi CTG’ye ama nafile sancilar bana göre siddetli, makineye göre yetersizdi. Adelheid bana agrilarimi dindirebilecek 8-10 tane minicik boncuk gibi bitkisel bir ilac verdi, ben tam bunlari kitir kitir cignerken, zaten minicikler disimin kovugunda bile kalmadilar, “Kind nicht kauen, schlotzen!!” “Cocuk cigneme em” diye bir kizdi bana. Kizdi derken, gercekten kizmadi gülerek tatli sert azarladi desem daha dogru olur. Adelheid’in otoriter yapisinin altinda acayip güven veren birseyler vardi. Neyse bir sürüde sorular sorduktan sonra, beni orada tutmaya karar verdi.


Ondan sonra basladi benim icin maraton, saat basi dogumhaneye görünmek kaydiyla serbest biraktilar bizi. Hastanenin cevresini gezdik durduk aksama kadar:) En son saat 19 gibi dogumhaneye ugradimizda cok seker iki tane genc ebe beni alikoymaya karar verdiler. Dogumhane cok güzeldi, tavaninda yildizlari andiran kücük spot lambalar vardi, benim icin onlari yakip büyük isigi azalttilar. Cok hos dinlendirici bir müzik koydular, ben üstümü degitirdim falan derken ebelerle cok hos sohbet ettik. Ben benim Türk oldugumdan onlarda, Antalya’da ne kadar güzel vakit gecirdiklerinden bahsettiler. Sonra saat 21 civari vardiya degisti ve ebe Agnes geldi. Agnes süper bir ebeydi, ben gercekten sansliydim:) Annemle Thomas’a kahve getirdi, istediginiz gibi rahat davranin falan dedi. Ben yatakta sanci cekerken, Thomas’la annem yatagin basucunda, yanimizda getirdigimiz kurabiyelerden kitirdatip kahve iciyolardi. Komik bir görüntüydü:) Agnes vardiyayi devralinca acilmanin sabahtan beri sadece dört santimetreyi buldugunu tespit etti ve sunni sanci ile daha cabuk olacagina karar verdi. Serum takildiktan sonra, sancilar siklasinca ve siddetlenince agri kesici olarak Buscopan vurdu bana, sanki biraz iyi geldi agri kesici. Edidural anestezi istemedim hic, igneden korkarim ben, sezeryanla dogumuda o yüzden istemistim, Leon Can 38. haftada Allah’tan dönmeye karar vermisti, yoksa oturuyodu öylece karnimda ve az daha sezeryan olacaktim:)


Bence dogum cok cabuk oldu, suni sancidan sonra hizla gelisti hersey, Agnes ve Thomas acayip gaz verdiler dogum boyunca, annem hep terimi sildi, her bir koldan idare ettiler beni:) Bence korkulacak hic birsey yoktu dogumda, süper gecmisti o kadar sanciya ragmen. Saat 23:04'te minisimi verdi ebe kucagima, ah gülüm minicik öyle ne kadar güzeldi. Hayatimin en güzel günüydü, en mutlu oldugum andi ve hepimiz agliyorduk mutluluktan. Ondan sonra hergün Leon Can’a her baktigimda, bazen beni cildirtsada:) onu öyle icime sokasim geliyor. Bana kuzuuum, anneeemmm diye sarilinca kalbim yerinden cikiyor sanki:) Cuma günü firinda somonu yiyince “En büyük mama, en büyük mama!” tezahürat yapti güldürdü bizi kerata:)


Seni seviyorum boncugum, sen benim en kiymetlimsin, nice saglikli, mutlu, hep beraber gecirecegimiz yillara….


9 Ekim 2009 Cuma

Firinda Somon


Nefis bir somon tarifim var arkadaslar, daha dogrusu Papatya'nin:) Sevgili Papatya'nin blogunu gezerken iste bu nefis tarife rastladim. Somon coook severiz, e zencefilde, öyle olunca afiyetle yedik bu aksam Papatya'nin süper somonunu:) Sevgili Papatya iyiki yapmissin, ellerine saglik:)


Bu arada Leon Can "lecker fisch, nefissss, himmmm:)" diyerekten yaladi yuttu "papates"leri ve baligi:)

8 Ekim 2009 Perşembe

Kisa kisa notlar...





Biraz islerim yogun, yazacak vakit bulamiyorum pek. Kisa kisa özet geceyim dedim neler olup bittigini. Leon Can krese devam ediyor alisildigi üzere, hergün „geldiiiik“ deyip iniyor arabadan. Annesine „kurabiyem“ diyor, cok komik oluyor. Gecen gün yemek hazirlarken yanima geldi, „Mama, gibt’s corba? = anne corba varmi?“ diye sordu gayet dogal. Bazen icine kücük bir adam kactigini düsünüyorum, cünkü konustugu seyleri cok düzgün konusuyormus yasina göre, bizde kres ögretmeninin yalancisiyiz:) Hareketliligi hala devam ediyor, acayip hareketli, sürekli bir kosusturmaca icinde. Dün aksam en yakin arkadasim vardi, yemegimizi beraber yedik ve Leon Can’i beraber yatirdik. Altini degistirirken „ is Leon Can glücklich, klatschen = Leon Can mutlu, alkis“ seklinde ne kadar mutlu oldugunu dile getirdi. Rosi teyzesini cok seviyor onun icin mutlu oluyor onu görünce.

Onun disinda beraber resim yapiyoruz ama sanirim bu yastaki her cocuk gibi, bir sure sonra boyalari kabina koy hoop tekrar bosalt oyununa dönüsüyor aktivite (Yelizcim tanidik geldimi:) Dün krestede aktivite yapmislar “ wir falten ein Buch = kitap katliyoruz”. Elisi kagidina Leon Can’in katladigi kagidi yapistirivermisler, hatira iste. Bugün bir dosya cantasi alip toplayacagim hepsini bir yere. Birde oyun hamurumuz var ama onunla pek oynayamiyor, pek dokunamiyor hamura öyle yumusak yumusak…

Dün aksam tavuk gögüslü bamya vardi, tam bir tabak yedi:) Bamyayi sevmesi ilginc geldi dogrusu, ben bile yillar sonra sevebilmisken. Bobby Car’iyla cikiyoruz disari cok fena araba kullaniyor, burada Türk kanida tasidigi belli oluyormus, öyle diyor Thomas. Sanirim cogu erkek cocuk gibi arabalari, kamyonlari, itfaiyeleri, kepceleri ve trenleri cok seviyor. Onun icin dogumgünü pastasinin tren yapmaya karar verdik dün.Kres icinde balkabakli muffin düsünüyorum. Cocuklar seviyorlar muffin, bende tabii…

Leon Can’in yukaridaki resimde bulundugu yere koymus adam kabaklarini, büyüklüklerine gore tasnif etmis, fiyat yazmis ve kabaklarin yaninada kücük bir kasa koymus. Kasanin yaninada aldiginiz kabaklarin parasini buraya atarsaniz cok sevinirim yazmis. Bizde olsa kabaklari talan etmekle kalmazlar birde üstelik adamin kasasinida alip giderler degilmi. Iste bunlari görünce soruyorum kendime nerede bizim degerlerimiz diye… Dinle alakasi yok insanligin ama biz herseyi dinle ölcüyoruz ya, müslüman din kardeslerim diyoruz ya bangir bangir tv den, acilalim herkesi kucaklayalim diyoruz ya hani, iste o zaman Karlsruhe’deki hiristiyan kabak saticisini ve müsterilerini düsünüyorum ve nelerle ugrasiyoruz diyorum…

Aslinda dün baslamistim yazima, bitiremedim bugün devam ediyorum. Leon Can’i anlatacaktim aslinda memleket meselerine daldim birden. Bu sabah yine, anneeem, kuzuuum diye bi sarildik birbirimize, sabahin 5.30 da acayip bir moral veriyor insana:) Hele birde alerjik reaksiyondan ötürü sifir uyumussaniz... Rosi teyzemiz Türkiye’de tatildeydi, anneannemiz firsati degerlendirip kuru kayisi, leblebi, kuru dut vs. bir sürü sey göndermis. Benimde canim dün bir tatli istedi koydum kaseye kayisi, dut, leblebi lüp lüp yedim. Senmisin bunlari yiyen dedi vücudum ve bütün gece reaksiyon gösterdi yediklerime, dünden beri 4 tane alerji ilaci ictim:( Hic ilac icmeyen biri icin zor bir durum… Demekki belirli besin maddelerine reaksiyon gösteriyorum deyip teselli ediyorum kendimi. En azindan yemezsem rahatim diyorum… Bu yüzden Leon Can’da cok dikkat ettim, alerjen olayina, yüksek derecede alerjen olabilecek besinlerden uzak duruyoruz.

Kisa kisa yazacaktim sözde her telden bir sürü sey yazmisim… Neyse benden simdilik bu kadar, görüsmek üzere... Sevgiler...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails